3 Cemaziyelahir 1441 | 28 Ocak 2020 Salı

CANLI DİNLECANLI DİNLE

Türkiye

Ana Sayfa Haber Türkiye

Jeotermal santrallerin çevresel etkileri

Son Güncelleme: 16 ARALIK 2019 - TSİ 11:27

Son günlerde, filtre kullanmayan kömürlü termik santrallerin sebep olduğu çevre, hava, su ve toprak kirliliği gündemde iken, jeotermal enerji santrallerinde de gerekli önlemlerin alınmaması halinde benzer çevre sorunlarının söz konusu olabileceği dile getiriliyor.

Jeotermal enerji, yerin derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu sıcak su ve buhardan elde edilen enerji olarak tanımlanıyor. Jeotermal kaynaklar yoğun olarak aktif kırık sistemleri ile volkanik ve magmatik birimlerin etrafında oluşmakta.

20. yüzyıl başına kadar sağlık ve yiyecekleri pişirme amacı ile yararlanılan jeotermal kaynakların kullanım alanları teknolojiye bağlı olarak günümüzde çok yaygınlaşmış ve çeşitlenmiştir. Bunların başında elektrik üretimi, ısıtma ve endüstrideki çeşitli kullanımlar gelmekte.

Yeraltı ısı kaynaklarından gelen enerjinin kullanımı hızla artıyor. Sıcaklığın uygun olduğu şartlarda jeotermal enerjiden elektrik üretiliyor.

Jeotermal santraller şu şekilde sıralanmaktadır:

Kuru buhar jeotermal enerji santralleri, en eski jeotermal teknolojidir. Yerdeki kırıklardan buharı alır ve doğrudan bir türbini çalıştırmak için kullanır.

Flaş jeotermal enerji santralleri, derin, yüksek basınçlı sıcak suyu daha soğuk, düşük basınçlı suya çekerek, bu işlemden çıkan buharı türbini hareketlendirmek için kullanır.

İkili (binary) jeotermal enerji santrallerinde, sıcak su, sudan daha düşük bir kaynama noktasına sahip olan bir ikincil akışkandan geçirilir. Bu, ikincil akışkanın buhar haline gelmesine neden olur ve bu da türbini daha çok hareket ettirir.

Jeotermal Enerjinin Farklılıkları:

Kömür, gaz ya da petrol gibi fosil bir yakıt yakmadan elde edilebilir.

Jeotermal kaynağın verimi yüksektir ve doğrudan elde edilebildiği için maliyeti düşük, yenilenebilir, kesintisiz, yerli bir güç kaynağı olarak nitelendiriliyor.

Jeotermal enerjiden elde edilen birim gücün maliyeti, hidroelektrik dışında termik ve diğer santrallerden elde edilene göre çok daha ucuzdur.

Jeotermal enerji yerinde kullanılabilen bir enerji kaynağıdır ve uzun mesafelere nakli sınırlı kalmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, sıcaklık ve gürültü bakımından jeotermal alanların genellikle yerleşim alanlarından uzakta olması bu konularda sorun yaşanmasını azaltır.

Jeotermal Uygulamaların Çevresel Etkileri ve Zararları

Yerinde kullanılan, bu sebeple maliyeti düşük olan ancak uygulama esnasında meydana getirebileceği zararlı etkiler sebebiyle eleştirilere konu olan jeotermal santrallerin çevre ve insan sağlığına etkileri de söz konusu.

Çevresel etki değerlendirmesinin titizlikle yapılması gerektiğini ifade ederek jeotermal enerji uygulamalarındaki çevre sorunlara dikkat çeken Mebrure Badruk; jeotermal kaynakların kullanılarak elektrik enerjisi üretiminde oluşan çevresel etkileri şu şekilde sıralıyor: “Sondaj süresince ekosistemin bozulması, kuyu sondajları boyunca jeotermal sıvı ile su ve toprağın kirlenme riski, tesisin işletilmesi süresince karbondioksit ve hidrojen sülfür emisyonları, üretim boyunca basınç ve sıcaklık değişiminin kimyasal dengeyi etkilemesi. Bununla birlikte bakteriyel oluşumu ya da kabuklaşmayı önlemek amacıyla çeşitli kimyasallar, kostik soda, sülfürük asit ve pek çok diğer toksit yada korozif kimyasallar da jeotermal uygulamalarda kullanılır” diyor. Yapılan değerlendirmelere göre, kimyasalların çevreye verilmesi durumunda ekosistemin tamamıyla korunması gerekmekte. Zira yüzey sularının kalitesinin bozulması çevreyi de geniş çaplı etkileyecektir.

Jeotermal tesislerde birincil kirletici, hidrojen sülfür (H2S) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kirletici gazın insan ve bitki sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. İnsan sağlığı üzerindeki etkilerini solunum sistemi üzerinde gösterirken, bitkiler üzerinde doku bozukluğu, büyüme yavaşlaması gibi olumsuz etkileri vardır. Diğer taraftan, jeotermal uygulama sonrasında önlem alınmadığı takdirde, yüzey sularında bulunan canlılar olumsuz etkilenebilmektedir.

Bu konuya dikkat çeken Gülden Gökçen, “Diğer fosil enerji kaynakları ile kıyaslandığında temiz ve çevre dostu olarak bilinen jeotermal enerjinin uygulamalarında gerekli hassasiyet gösterilmezse çevreye karşı bir çok olumsuz etkiler ortaya çıkabilmekte. Bu olumsuz etkiler nedeniyle, hava, toprak ve su ortamlarında önemli kirlenmeler oluşurken bütün bunlar biyolojik ve sosyo-ekonomik hayatı da etkilemektedir.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Jeotermal enerji, doğru teknolojiler kullanılmazsa çevre kirliliğine yol açabilmektedir.

Jeolojik yapıya bağlı olarak jeotermal sıvıların içerisinde arsenik, bor, selenyum, kurşun, kadmiyum, florür, hidrojen sülfür, civa, amonyak, radon, karbon dioksit ve metan değişen miktarlarda doğal olarak bulunabilmektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan jeotermal enerjinin fosil yakıtların yerine kullanılması ile sera etkisi yapan gaz emisyonlarının azalmasının sağlanacağını belirten Mebrure Badruk; bununla birlikte jeotermal enerjinin kullanımı ile çevreye fiziksel ve kimyasal zararlı etkiler yapabileceğini ifade ederek şu değerlendirmede bulunuyor: “Bu amaçla jeotermal araştırma ve uygulamalarında gerekli olan jeolojik, jeofizik ve kimyasal bilgiler toplanmalı ve bunların değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bu sayede jeotermal enerjinin çevreye verebileceği zararlara karşı önlem alınması ile çevreye dost olması sağlanmış olur.” Bunlara ilaveten Hidrojen sülfür gazının kontrolü amacıyla gerekli yasal yaptırımların ve uygulamaların yapılması gerekmektedir.