7 Rebi'ül-evvel 1440 | 15 Kasım 2018 Perşembe

CANLI DİNLECANLI DİNLE

Güncel

Ana Sayfa Haber Güncel

Balkanlar'da kaos

Son Güncelleme: 28 EKİM 2015 - TSİ 08:22

Domino etkisiyle kapanan sınırlar bir cihetiyle Avrupa Birliği'nin başarısızlığını ortaya koyarken diğer cihetiyle, 1999 yılından bu yana, sağlanmaya çalışılan bölgesel işbirliğinin temellerini sarsıyor.

Avrupa Birliği(AB) Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker'in çağrısıyla mülteci krizini görüşmek üzere Brüksel'de bir araya gelen 10 devlet (Almanya, Avusturya, Slovenya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Sırbistan, Makedonya ve Hırvatistan) işbirliğinin ve denetimleri artırma konusunda uzlaştı. Kriz yönetimi konusunda Avrupa Birliği’nin , finans krizinde olduğu gibi, ortak irade beyanında bulunamaması çözümü zorlaştırmakla kalmıyor Balkanlar'da bumerang etkisi gösteriyor. Zirve çağrısının AB konseyi yerine komisyondan gelmesi bölünmüşlüğün göstergesi. Daha Cumartesi günü Sofya'da bir araya gelen Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan başbakanları birlikte hareket etme konusunda uzlaşmışlardı. Domino etkisiyle kapanan sınırlar bir cihetiyle Avrupa Birliği'nin başarısızlığını ortaya koyarken diğer cihetiyle, 1999 yılından bu yana, sağlanmaya çalışılan bölgesel işbirliğinin temellerini sarsıyor. Macaristan, Sırbistan ve Hırvatistan’dan sonra bir haftada 58 bin mültecinin giriş yaptığı Slovenya da sınırlarını kapatmaya hazırlanıyor.

Her şey Macaristan'ın Schengen sınırlarını koruma iddiasıyla "demir perde" çekme kararıyla başladı. Mültecileri Batı Avrupa'ya ulaşabilmek için yeni güzergahlar bulmaya zorlayan bu karar sırasıyla Sırbistan ve Hırvatistan'ın sınırlarını kapamasına sebep oldu. Kapana sıkıştırılan mülteciler Balkanlar'dan çıkmanın yollarını arıyor. Şimdi Yunanistan üzerinden gelenler Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ üzerinden Slovenya'ya ulaşmaya çalışıyor. Yaşananlar yalnızca mültecilere karşı değil devletleri kendi aralarında da sert önlemler almaya itiyor. Restleşmeler Macaristan-Sırbistan veya Sırbistan-Hırvatistan arasında gerilimi artırıyor. Örneğin Sırbistan'ın sınırılarını kapatmasına Hırvatistan Sırbistan plakalı araçlara geçiş izni vermemesi ikili ilişkileri yaralıyor. Bütün tehditler pratiğe dökülmese de kullanılan dil ve üslup iletişim kanallarına zarar vermekle kalmıyor karşılıklı güveni de sarsıyor.

Avrupa Birliği'nin sorunu kendi sınırlarının dışında tutma veya halletme istemi Balkanlar'da pamuk ipliğine bağlı işbirliklerini dinamitliyor. Taşıdığı sembolizmin ötesinde sınırların yeniden tanzimi Balkan devletlerine sağlanan vize müafiyetlerini anlamsızlaştırıyor. Birlik'i vuran finans krizinden sonra bölgenin entegrasyonu gündemin alt sıralarına düşerken Sırbistan ile sınırlandırılması daha rasyonel bir tutumun içine girildiğini düşündürüyor. Sırbistan'ın transit ülkesi olması objektif kıstaslarla değerlendirilmesini engelliyor. Ancak Sırbistan ve Kosova arasında imzalanan serbest dolaşım antlaşması sembolik olmanın ötesinde Arnavutluk ve Kosova'dan 240 bin Arnavutu daha iyi bir gelecek özlemiyle yollara düşürdü. Onların trajedisi mültecilerin trajedisini aratmıyor. Almanya'ya ulaşanlar dönsün diye sınır kapılarına gönderiliyor. Ekonomik göçmen kabul edilmeleri hukuki yolların kapanmasına ve yasa dışı yollardan giriş yapmalarına sebep oluyor.

Avrupa Birliği'ni Avrupa halklarının zihninde gerçekçi kılan sınırsız Avrupa fikri idi. Doğu Avrupa'nın içinde düştüğü durum Doğu ile Batı Avrupa arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Etnik milliyetçiliğin bu denli yüksek olması korkuların yenilemediğine gösteriyor. Örneğin, Budapeşte ayaklanmasıyla (1956) demir perdeyi ilk delen Macarları tarih karşısında ruhsuzlaştırıyor. Amerika Birleşik Devletleri eski Başkanı Richard Nixon'un 'Sovyet imparatorluğu için sonun başlangıcı' olarak tanımladığı bu hadise tarihin ironisi olarak aynı noktada yeni demir perdelerin çekilmesiyle bölünmüşlüğün başlangıç noktası oldu. Gelinen noktada demir perdeye ciddi herhangi bir itirazın gelmemesi bilakis örnek teşkil etmesi yayılma tehlikesini artırıyor.

Demir perde gibi mültecilere kötü muamele de caydırıcılık unsuru kabul ediliyor. Bu durum Çek Cumhuriyeti'nde sistematik boyutlara ulaştı. Birleşmiş Milletler'in yaşanan dram karşısında hafta içinde Çek Cumhuriyeti'ni ikaz etmesi normatif bir birlik olma iddiasındaki Avrupa Birliği'nde rahatsızlık sebebi olmadı. Macaristan yaşananları "demokrasi yoksunluğu" olarak tanımlaması; bugüne kadar Avrupa Birliği fonlarından en fazla yararlanan Polonya'nın mülteci meselesine "ulusalcı/Hristiyan" reflekslerle cevap vermesi Birlik üyeliğine ve demokrasiye farklı anlamların yüklendiğini düşündürüyor.

Sırbistan ve Makedonya'nın Almanya'nın istemiyle davet edilmesi fikir paylaşımı noktasında önemli bir gelişme olarak kabul edilse de çözümün Brüksel'den çok Berlin'den geçtiğini doğruluyor. Diğer Birlik devletleriyle varılamayan ortak çözüme, Fransa ve İtalya'yı dışlayarak, daraltılmış bir grupla varmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Başka bir ifadeyle Berlin 28 ülkeye kabul ettiremediği mülteci politikasını sekizi birlik üyesi olmak üzere on devlete kabul ettirmeye çalışıyor. Angela Merkel, Yunansitan krizinde olduğu gibi, bütün Avrupa'ya kendi bakışı empoze etmek istese de en başta Almanya'yı ikna edememesi kamuoyu oluşturmasını güçleştiriyor. Mültecilere ve destek çıkan siyasetçilere yönelik artan vandalizm ve şiddet işleri kolaylaştırmıyor.

Mültecilerin birinci hedefinin Almanya ve İskandinavya ülkelerine ulaşmak olduğu düşünüldüğünde diğer Birlik ülkelerinin kotaları doldurması mümkün görünmüyor. Örneğin, Lüksemburg bütün çağrılarına rağmen kotasını doldurmakta zorlanıyor. Bu çerçevede Almanya açısından hesabın tutmadığını söyleyebiliriz. İsveç 100 bin mülteciyi alarak kotasını aştığını ve ilerleyen günlerde sınrılarını kapatabileceğini duyurması herhalükarda son durağın Almanya olacağını düşündürüyor. Bütün gözler Almanya'nın sınır kapılarında. Slovenya, Sırbistan , Romanya ve Bulgaristan kapıların kapatılması durumunda sınırlarını tamamen kapatacaklarını deklare ettiler. Gelişmeler karşısında Angela Merkel'in Alman kamuoyunu ikna edememesi belirsizliği artırıyor. Rusya'nın Suriye müdahalesi yeni göç dalgalarını tetiklerken siyasi istikbalini zapturap altına alıyor. Son kertede Berlin'in tutumu Balkanlar'da 1999'dan bu yana sağlanmaya çalışılan bölgesel işbirliğini ve güveni temellerinden sarsıyor. Kapana sıkıştırılan mülteciler Balkanlar'dan çıkmanın yollarını arıyor.

Sinan Özdemir / Dünyabülteni.net